Musavvir

Maarif Erdem

‘O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi. Seni dilediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.’ (İnfitâr Suresi 7 ve 8. ayetler)

Geçen sayımızda sanatın Mevlevilikte yorumlanmasına ve ne türden bir vasıta olduğuna kendi penceremizden şöyle bir bakıvermiştik. Bu ayda yazımızın devamı niteliğinde bir araştırmayla Allah(C.C.) Hazretleri’nin Ulu İsimlerin’den olan Musavvir esmasına şöyle bir bakmaya gayret edeceğiz.

‘O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şânını yüceltmektedirler. O, gâlib olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.’ (Haşr Suresi 24. ayet)

Ayetten de anlaşıldığı üzere ‘Musavvir’ isminin Türkçe anlamı, şekil verendir. Tasvir eden, her şeye şekil ve suret veren Allah (C.C.) yarattığı her surete bir de can vermiştir. Eskiler ‘Allah (C.C.) Hazretleri cansız yaratmaz, her yarattığında bir can vardır biz anlamayız.’derler. Bizim algımızı aşsa da yaratılan her şeye verilen lütfedilen bu canlılık günümüzün teknolojisinde daha da net görülmektedir. Metabolizmalar, tek hücreliler ve daha neler neler. Bu lütuftan, ihsandan hisselerini alarak karşımıza dikilivermişlerdir. (Burada bir şeyi hatırlatmak isterim  Mevlevilikte eşya ile görüşme böylesi bir canlılığın selamlaşması olarak da algılanmalıdır. Vücudumuzdaki eşyalık özelliği ile eşyadaki vücutluk özelliğinin görüşmesinin zahiri bir ifadesidir.)

Yaratılan her nesnenin mutlak müessiri Allah(C.C.)’dır. Ulu bir ruhaniyete sahip olan her nesne aslında müessirinin  yaratma kudretinin  birer numunesidir.

Allah(C.C.)’ın Zatı Şerifleri kavranamaz olduğundan mıdır bilinmez, O’nun eserlerinde hakikati (gerçeği) arayanlar gerçek sanatkar sayılırlar. Nasıl ki bir sanatçı bir yapıtında kendisini seyretmekten veyahut dinlemekten zevk alıyorsa, hakikati arayan Şeydalar da Allah(C.C.)’ın eserlerini tefekkürle sükun bulurlar. Bu sükunet sözün bitip seyrin başladığı bir hal olduğunda, ‘Huzurda’ olmanın tadıyla kendilerinden geçerler. Sanat eserini inceleyen bir yorumcudan ziyade o eserde kendisini kaybeden bir izleyici kıvamındadırlar.

Hazreti Mevlana şu beyti ile huzuru nasılda güzel anlatmış.

‘Burada gizli birisi var. Kendini yalnız sanma, onun kulağı pek hassastır. Her şeyi çok iyi işitir. Sakın kötü söz söyleme’

(Divan-ı Kebir, 1. cilt.188 numaralı şiir) (Gölpınarlı Mesnevi dipnot)

 Huzurda olduğunu bilerek yaşayan kişi o kudretin ağarlığı karşısında zaten çok konuşamaz. Seyreder ve dinler.  Gönlünde peyda olan bir feyzin keyfiyeti ile kendinden geçer. Ancak sanatkardan ve sanattan bihaber olanlar bu tadı bilemezler.

‘Semaı her andıkça gönül deryasında dalgalar şahlanır. Her gönül samaı seyretmeye layık değildir. Gönüller denizine eren mutlulardır ki badeden coşar ve semaın hakkını verirler.’ (Divan-ı Kebir’den seçmeler,61 numaralı beyt)(Yakup Şafak)

Bu hal Hazreti Musavvir’in gönül ehli olanlara bir ihsanı ve  kendi esrarlı güzelliğini sezmek için bir vasıtadır. Şimdi kendi kendimize sorarsak Allah neden böyle bir yol terci eder diye. Haddimizi aşmayalım ve Ahkamullah deyip dinlemeye gayret edelim!

Mesnevide ve Divanı Kebirde Mevlana Hz. birçok coşkun beyitlerinde sanatın nasıl bir hal alarak insanı benliğinden sıyırdığını anlatmıştır. Herkesin aynı keyfi alamayacağını farklı bakış açılarına göre bunun sezileceğini de belirtmektedir. Güzel bakan güzeli görür, güzel işiten güzeli duyar misali.

Hatta musikinin mahiyeti tartışılırken o:

Hikmet sahibi kişiler,”Biz” derler hoşa giden bu musıki nağmelerini gökyüzü ve gökyüzünde bulunan yıldızların hareketinden aldık.

Halkın tamburla çaldığı, ağzıyla söylediği sesler, gökyüzünün dönüşünden çıkan seslerdir.”

Müminler derler ki ”cennetin ruhani tesiri ile bütün çirkin sesler güzelleşir.”… (Mesnevi,4. Cilt 733-735.beyt)

diyerek bakış açısının ne denli önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.  O halde sanatı icra eden kadar sanatı izleyeninde sanatla haşır neşir olması lüzumludur. Huzurda olduğunun idraki ile yaşamak, gerçek sanat sahibinin eserlerinde onun izlerini aramak ve Allah(C.C.) ile bir irtibat halinde bulunmak Mevlevi sanatında olduğu kadar günlük yaşamda da son derece önemlidir.

İnsan içgüdüsel olarak bu tasvirin bir takipçisi ve doğuştan hayranıdır. Zaman içerisinde dünyevi bir takım dürtüler bu hali sırlamaya gayret etse de kendiliğinden o güzelin esiri oluverir. Sanatkar bununla yetinemez. O da içgüdüsel olarak bu eşsiz sanatı taklit etme çabasına girişir. Kimsenin keyif almadığı sesleri alır besteler yapar ve insanları duygudan duyguya atıverir. Resim,heykel, hat ve benzeri sanatla meşgul olan sanatçıların gayesi; herkesin baktığında göremediği ayrıntıları ve güzellikleri, kendi bakışıyla ve sezişiyle paylaşmaktır.

Neticede bir sanatkar ne yaparsa yapsın Hazreti Musavviri taklitten öteye geçemez. Ancak bu taklitle kendi görgüsünü arttırır. Bu da kul ile Allah arasında bir alış verişe sebep olur. Bu alışveriş insanın köşelerinin yumuşaması, naifleşmesi ve eşyaya bakışında ki olgunlaşmadır.

Bu sayımızda da kendi penceremizden bir nebze sanat ve Mevlevilikteki tecellilerini yorumlamaya çalıştık. Bizim çabamız düşünme ve araştırmaya sevk etmekten başka bir gaye taşımamaktadır. Umut ederiz ki maksadımıza hep birlikte ulaşırız.

-
30