Mevlâna ve Sanat

Maarif Erdem

Bu yazımızda sanatın, Mevlevilikte yorumlanmasını araştıracağız. Kültürümüzle sanatın ilişkisine göz, kulak ve gönül vermeye çalışacağız. Temel olarak sanat hakkında görüş sahibi olup Mevlevilikte sanatın nasıl manalar içerdiğine ve nasıl irşat aracı olarak kullanıldığını kavramaya çalışacağız.

Sanat bilinen en eski tarihten(yazılı en eski kaynaklardan) öncesinde dahi var olmuş olan bir anlatım biçimidir. En eski dönemlerde iletişim aracı olarak kullanılan sanat, duygu ve düşüncelerin en güzel biçimde anlatılmasıdır. Diğer bir ifadeyle sanat, bir duyguyu yaşayan bir insanın, bilerek ve isteyerek başkalarına aktarma olayıdır. Demek oluyor ki sanatın olabilmesi için öncelikle bir etkileşim söz konusu olmalı. Sanatı yapacak olan sanatkârın bir felsefeden, bir duygudan yahut çok sıradan bir olaydan etkilenerek içinde bir inkişafla algıladığını algıladığı biçimde nakletmek istemesi gerekmektedir. Sanatçının bu tür bir şeyden etkilenebilmesi içinde çok daha naif ve çok daha gözlemci olması lüzumludur. O halde sanat, kimsenin farkında olmadığı yahut tesirlenmediği ayrıntıları sezerek bu sezişi paylaşabilmektir. Tek başına seziş sanat olmadığı gibi tek başına paylaşmakta sanat olmaktan uzaktır.

Tarih boyunca değişik düşünceler doğrultusunda yönlenen sanat, farklı kültürlerde yetişen farklı sanatçıların yorumlarıyla şekillenmiş, gelişmiş ve yapılanmıştır. Dolayısıyla farklı kültürlerde hâkim olan görüşlerle beslenmiş ve bezenmiştir. Birçok toplumu tesiri altına alan sanat çoğu kez toplumların tesirlerinde yozlaşmış ve tahrifte olmuştur. Çeşitli sanat akımları bu tahrifat karşısında takipçilerini kaybetmiş ve hatta unutulmuşlardır.

Değişik kültürlerin tesiriyle meydana gelen farklılıklar kimi zamanda sanata folklorik değerler katmıştır. Burada şunu söylemek gerekir ki sanat sadece resim, müzikten de ibaret değildir. Edebi metinler, şiirler, heykeller, meddahlar ve daha birçok farklı anlatım biçimlerini sanat olarak tanımlayabiliriz. Ancak sanatta bir gereklilik söz konusudur. Bu gereklilikte estetiktir. Estetik musikide, resimde, şiirde ve tüm sanat dallarında olmazsa olmaz bir biçimdir. Estetik en güzel biçimde nâkilin temel yapısıdır. Bu durum sanatın tanımı içerisinde bulunan sunumun ilgi çekici ve merak uyandıran bir anlatım tarzıyla anlatılmasının gerekliliğini ortaya koyar. Birçok temel kavramlarla anlatılan sanat, kalp ve aklın ortak ürünü olan, duyguların duyular vasıtası ile insanlara ulaşmasını sağlayan estetik anlatım biçimidir. Duygu bir iç meseleyken yani kalbe aitken onları estetik bir düzene kavuşturmak aklın işidir. Aklın yaptığı bu düzenlemeler ritim, ahenk, denge gibi estetik bir takım elemanların düzgün olarak nakledilmesinin bütünüdür. Bu bütüne,  sanatçının anlatmak istediği iç meselesini kendinden hariçle(umumla) paylaşırken estetik ifadelerle bir takım düzenlemeler yapması belli bir düzende anlatmasına kompozisyon denilir. Kompozisyon elemanları olan ritim, ahenk, denge vs… elemanlar tüm sanatların (resim, heykel, müzik,vs..) olmazsa olmazıdır.

Sanatla alakalı birçok akım filozofları, düşünürler değişik tanımlar yaptılarsa da hiçbir devirde bu mühim olgunun tam anlamlı net bir anlatımı olamamıştır. Zaten sanat akımlarının temelde çıkış noktaları da bu durumun açık birer örneği olmaktan öteye, fikri bir yapıya gidememiştir. Her ne kadar belirli alanlarda gelişme gibi görünseler de aslında tarihin tekerrüründen ibaret kalmışlardır. Çünkü bu akımlar yeni sanat anlayışı ortaya koymak maksadında iken sadece farklı anlatımlar ortaya koyabilmişlerdir. Bu sanat akımlarını küçültmez. Yetersizde etmez. Ancak arayışın yönün tayini konusunda insanı şaşırtmakla birlikte temel bir sorun olan ‘Sanat ne içindir?’sorusuna da cevap vermekten çok yorum getirmektedir. Örneğin bilimin ışık tayflarını keşfinin ardından İzlenimciler ortaya çıkarak klasik resim anlayışına aykırı etütler yapmışlardır. Bu teknik anlamda sanata bir katkı sağlasa da bu sorunun cevabı olamamıştır. Zira ilizyonistler, kübistler, soyut sanatçılar ve modern sanatçılar farklı bakış açılarıyla çeşit sağlamakla beraber insanın neden sanat yaptığı hususunda ciddi iddialar ortaya atsalar da sanatın aradığının ne olduğu hususunda lal olmuşlardır. Birçok filozof gerçekten çok doğru ve inandırıcı tanımlar ve bilimselliğe dayalı anlatımlarla harikulade biçimde sanatın ne olduğu ve mahiyeti hakkında bilgiler vermişlerdir. Ancak bize göre sanatın bize naklinden sonra bizi duygulandıran (neşe,keder, öfke vs..) şeyin ne olduğu konusunda çokta tatminkar değildirler. Unutmayınız ki doğru ve yanlış göreceli kavramlardır. Yani konum ve zamana göre hatta kişilere göre değişiklik arz eder. Göreceli olan bir şeyse ne kadar gerçektir tartışılır. Biz bu hususta gerçeği arayan bir sanatkâr olarak şu soruyu soruyoruz bizim duygularımıza hitap eden şey fikir mi? Duygu mu? Bunların ikisi de mi? Bunlardan başka bir şey mi?

İşte tamda burada Mevlana Hazretlerinin gönül penceresinden sızan feyiz ışıkları bize apaçık anlatıyor. Ona göre sanat taklit ve tasvirin ötesindedir. Tam manasıyla bir sezgiden çok bir hatırlayış, bir ayrılışın figanıdır. Bu da sanatı Mevlana açısından amaç olmaktan çok araç olarak görmek demektir. Amaç aradığını bulmak olsaydı sarraf değil madenci sanatçı sayılırdı. O halde sanat sanatkâr ve izleyenden öte başka bir kaynaktır. Sanatın içerisinde ki seziş ise Hakkı temaşadan başka bir şey değildir. Bu ise görmekle bakmak arasındaki farkı ortaya koyan bir numunedir. Bakınız bu hususta Cenabı Pirimiz Mesnevisinde ne buyurmuşlar ‘Taklide uymadan bakmayı adet edin’. Buradan da anlaşıldığı üzere Hakkın tecellilerinden taklidi değil yakini olarak haberdar olmak lazımdır. Bu sözü ile Mevlana Hazretleri zaten sanatın mahiyetini apaçık bildirmişlerdir. Buna göre sanat, doğadaki sezişleri taklit etmek değildir. Sanat, bu sezişlerde kendin olarak Hakkın temaşasını görebilmektir. Bakmak ise görmenin başlangıcı olarak sayılır.

Sanat Türk İslam kaynaklarına göre insanın manevi tarafını meydana çıkarır. Cevherini işler. Batılı filozoflarında bu konuda İslam Mutasavvıflarıyla hemfikir olduğu noktalardan birisi bu arınma ve maneviyat duygusudur. Bu ortak görüşlere göre sanat, insanın arınma işidir. Diğer bir tabirle sanat, manevi duygularla duyuların buluştuğu bir terazidir.

Mevlana Hazretlerine göre sanatın üç muhatabı vardır. ‘Testici testi ile uğraşıp durdukça testi, hiç kendiliğinden genişleyebilir, büyür mü? Tahta dülgerin elindedir. Yoksa nasıl olur da kesilir yahut başka bir tahtayla birleşir? Kumaş, bir terzinin elinde olmadıkça kendiliğinden nasıl dikilir yahut biçilir?'(Mesnevi, VI, 3368 …)

Bu muhataplar sanat, sanatçı, sanat eseridir. Sanat Musavvir olan Allah’ın kendi şahsına ait bir yaratması olması hasebiyle Allah’a ait bir bilgidir. Menşesi Allah’tır. Kuranda birçok yerde peygamberlerin kıssaları anlatılırken açık seçik bu sanattan peygamberlerin nasıl nasiplendiklerine de değinilir. Toparlayacak olursak Hz. Davut musiki, Hz. Süleyman mimari, Hz. İbrahim heykel gibi ve Hz. Muhammed (S.A.V) edebiyat sanatında tam birer sanatkârlardı. Kuran-ı Kerimde bütün peygamberlerin bir meziyet ve sanat sahibi olduklarına değinilmektedir. Bu anlatıma göre sanatın kaynağı Allah’ tır. Sanatçı ise bu bilgiyi gönülden sezerek tasvir eden kişidir. Bu tasvirde sanatçıda ancak kalem mesabesindedir. Sanat eseri ise apaçık delil mahiyetindedir. Sanatkârla Sanatın korkunç derecede yakınlığını ifade eden bir numunedir. Tekke terbiyesinde yetişen bir dervişte aynı böyledir. Allah’tan gelen fuyuzatla gönlünü pişiren mürşit müride şekil vererek onu çamur iken cevher eder. Bakırsa altın yapar. Asıl sanat, insan olmaktır dersek herhalde haddi aşmış olmayız.

Mevlana Hazretleri sanatı eserlerinde çoğu kez bir işaret bir rumuz olarak kullanmışsa da biz bu rumuzlardan sanatın mahiyeti hakkında bilgi sahibi olmaktayız. Mevlana Hazretleri sazına hâkim bir rebabi, sözüne hâkim bir İlhami’dir. Hem yazılı eserlerinde hem de fikir ve görüşlerini anlatan diğer kaynaklarda bu ulu zatın sanatı nasıl ustalıkla kullandığını anlamaktayız. Bu büyük sanatçının en büyük delili ise günümüzde Mesnevisinin İslam meşalesi olmasıdır. Bahusus sanatı bu haliyle yorumlamak durumundayız. Zira Mevlana Hazretlerinin eserlerinden anladığımız sanatta bu üç muhatabın arasında çok kuvvetli bir bağ mevcuttur.”Sen nasıl ululuğa âşıksan bir sanatkâr da meselâ demirciliğe âşıktır. Herkesi bir iş için yetiştirmişler, gönlüne o sanatın meylini vermişlerdir” (Mesnevi, III, 1617–1618), bu bağ aşktır. Aşk öyle kuvvetli bir bağdır ki sanat eseri sanatkârda, sanatkâr da sanatta kaybolur. Bu med ve cezir halidir. Dünyadan itilen muhatap bir üstündekinin hali ile hallenerek onda fani olur.

Söz gelimi bir çamur alınır bir kıvama kadar su verilir. Sonra sanatçının hünerli ellerine teslim edilir. O sanatçı usanmadan sıkınmadan aşkla şevkle o çamuru şekillendirir. Fırına verir. Pişmanlık ve ayrılık ateşinde pişen çamur kıvam kazanır kemale erer. Artık her darbede dökülmez. Ancak sanatçı sanatına olan aşkından o pişmiş toprağa bazı renkli sırlarla bezeme yapar. Bu sefer onu fırında aşk ateşiyle pişirir. İşte pişen bu ürün sanatın ve sanatçının delili tam kâmil bir insan misali hallenen sırlanan bir sanat eseri oluverir. 

“Su ve toprak, altın madeniydi; bizse kuyumcuyuz… gah onu halhal yaparız, gah yüzük! Gah kılıç bağı yaparız…  gah aslanın boynuna tasma! Gah onu tahtı bezeyen turunç yaparız, gah devlet isteyen padişahların başına taç ederiz. (Mesnevi, IV, 999-1001)

Sanat toplumun ve bireylerin, sanatçının iradesine göre arz talep olmaksızın sorunlarına da değinmelidir.

Hakkın tecellisiyle O’nun sonsuz güzelliğinden hisse alan salik, O’nun vaslına mürşidinin sevgisiyle kavuşacaktır.’ Allah güzeldir güzeli sever’ sırrına vakıf  olan salik, kendine ilham edilen meşrebince şekillenerek kendi fena derecelerine ulaşacaktır. Hakkın kutlu temaşası ile kendi aslını görecek, fena derecelerinin sonu, varlık derecelerinin başı olan Bekabillah’a göç edecektir. Mutlak Musavvir’in Kudret Ellerinde kendi öz varlığını görüp tam ve kusursuz bir eser halinde kendinden kendine teşhir edilecek ve Allah’ın gizli sırlarının eşsiz bir numunesi olacaktır.

Aşkın tecellisi gerçekleştikten sonra ortaya ezeli övünç kaynağı olan asil insan çıkacaktır.  Vedud isminin tecellilerine gark olan gerçek sevgisiyle yaratılan insan gerçek sanatkarın ahseni takvimi(en güzel biçimde)’in delili, estetik sezişlerle bezenmiş sırlı bir görkem alacaktır.

Velhasıl bizim az olan anlayışımızla değinmeye çalıştığımız sanat mevzu daha çok araştırmalara muhtaçtır. İrşat için bir anlatım metodundan daha çok yaşama ve yok olmaya kadar giden bu uçsuz bucaksız konuya biz bir nebze baktık. Umut ediyoruz ki bu konuda daha kapsamlı araştırmalar yapılır.

 

-
30